• Kader Sevinc

Mülakat: Avrupa Birliği’nden bakınca Türkiye


AVRUPA BİRLİĞİ’NDEN BAKINCA TÜRKİYE

Gülçin Avul, 2 Eylül Gazetesi

Bugünkü söyleşimizde “Avrupa’dan bakıldığında Türkiye acaba nasıl gözüküyor?, bizler Avrupa Birliğini az konuşur olduk ama Avrupa Birliğinde son durum nedir? Orada neler oluyor?” sorularının cevabını aradık. Söyleşimizi uluslararası bir siyasetçi, sosyal girişimci, şair… Brüksel’de Avrupalı sosyal demokrat partilerin şemsiye partisi PES’in başkanlık divanı üyesi…  CHP Avrupa Birliği Temsilcisi…  Washington’daki Johns Hopkins Üniversitesi/SAIS’in akademi üyesi, genç ve başarılı  bir kadın Kader Sevinç ile gerçekleştirdik.

Mücadelesi olan, hayata karşı bir çabası, üretken hedefleri, aşacağı zorlu hedefleri olan kadınlara büyük saygı duyuyorum. Bir kadın olarak biliyorum ki; bu yolda, bu mücadele de çok güçlü olmak ve her durum ve şartta da bu güçlü duruşu taşımak gerekiyor. Bugünün dünyasında kolay değil. Kader Hanım’da -röportajımız öncesinde de tahmin ettiğim gibi- kolayı seçenlerden değil. Zoru başarmayı sevenlerden. Mücadeleci kadınlardan. Hayatına Brüksel’de Avrupa Birliği danışmanı olarak devam edebilecek iken, gelen iki tekliften bence daha zor ama daha anlamlı olanını seçerek siyasete atılıyor. Çünkü Dünya’da ve Türkiye’de değiştirmek istediği şeyler var.

Kader Sevinç devlet memuru bir Anne ve babanın kızı. Sol görüşleri nedeniyle 12 Eylül döneminde baskı ve zarar gören bir aile. Türkiye’nin dört bir yanında zor koşullarda, fakat anne ve babası sayesinde de mutlu geçen bir çocukluk. Kader Hanım çocukluğunu böyle anlatıyor. Mücadeleci ruhların/karakterlerin bence en önemli özelliği en zor koşullarda dahi mutlu olmaları.

Evet, Kader Sevinç, daha iyi bir Dünya için mücadele veren sosyal demokrat bir genç kadın. Avrupa’da, Avrupa siyasetinde bizleri temsil edenlerden. Ülkemizi Avrupa’da temsil edenlerden ama bence daha önemli nokta Avrupa’da Türk kadınını da temsil ediyor olması. Omuzlarındaki yük ağır Kader Hanım’ın. Ama bu ağır yükü taşıyacak mücadeleci ruh zaten fazlasıyla da var onda. Bu zorlu yolda ben kendilerine yürekten başarılar diliyorum.

Bu söyleşi maalesef Kader Hanım’ın yoğun bir döneminde yapıldı. Söyleşimizi okuduğunuzda eminim sizin de benim gibi merak ettiği bir yeni çok konu oluşacak.  Ben kendisinden söz aldım. Önümüzdeki aylarda çok daha kapsamlı olarak onun en rahat vaktinde tekrar söyleşeceğiz.

Kendisine bu kadar yoğun bir döneminde bizlere zaman yarattığı için de ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Çünkü Kader Hanım olan zamanından bir bölüm ayırmadı, yoğunluğu sebebiyle zamanı olmadığı bir dönemde bizler için zaman yarattı.

Keyifli okumalar dilerim.

Avrupa Birliğinin nabzını Brüksel’den tutan uluslararsı bir siyasetçi olarak Brüksel’den bakıldığında görünen tablo nedir? Siz Brüksel’den Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz?  Türkiye maalesef kaotik, içinde ve etrafındaki gelişmeler üzerindeki kontrolü kaybetmiş bir görüntü veriyor. Ayrıca bu durum sadece dış politika ve demokrasi alanlarında değil, bilgi teknolojileri, yenilenebilir enerji ve eğitim gibi ülkelerin uluslararası rekabet gücünü belirleyen tüm alanlar için geçerli. AB süreci açısından baktığımızda, kötü yönetim ve Türkiye karşıtı gruplara verilen malzemeler nedeniyle bu yol gittikçe uzadı. Antidemokratik uygulamaların sahipleri Türkiye’yi uluslararası alanda ayağından vurdu. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının, hepimizin ve gelecek kuşakların daha iyi bir gelecek hayalimizi tehlikeye düşürdü. Türkiye demokratikleşme gündemine dönmeli ve AB reformlarında hızla ilerlemelidir. Bu da yeni bir anlayış, ilerici bir zihniyet ve yenilikçilik gerektiriyor. Türkiye’yi AB’ye bizim kuşağımız yepyeni bir anlayışla taşıyacak. Türkiye’nin demokratik geleceği Avrupa’dadır.

Bizler Avrupa Birliği’ni çok az konuşur hale geldik. Geçmiş yıllarda Avrupa Birliği en önemli gündem maddelerimizdendi. İnsanların Avrupa Birliğine olan inanci giderek azalıyor mu?

Her yıl düşünce kuruluşu German Marshall Fund’ın hazırladığı önemli “Transatlantik Eğilimler” raporuna göre Türkiye’de AB sürecine toplumsal destek artış eğilimi içinde. %50’den %60’lara doğru ilerliyor. Üyelik müzakerelerinin başlamasına doğru giden süreçteki destek seviyesi ile bugünkü destek arasındaki ayrım ise şurada; toplum geçmişte demokratikleşme sürecinin olumlu etkisi ve daha fazla demokrasi beklentisi ile destek verirken bugün Türkiye’deki anti-demokratik gelişmelere tepki ve çözümü Avrupa Birliği üyeliğinde gördüğü için destek veriyor. Türkiye’de özgür bir medya ve çoğulcu siyasi tartışma ortamı güçlendiği zaman Avrupa Birliği konusuna da akılcı, bilgi temelli bir yaklaşımla destek hızla artacak.

Avrupa Birliği sürecinin rolantide olmasında Türk tarafının kabahati olduğu kadar Brüksel’in de eksiklikleri yok mu? Brüksel Türkiye’nin Avrupa Birliği konusunda ne yapmayı düşünüyor?

Yıllar içinde her iki tarafın da önemli siyaset zafiyetleri oldu. AB bugün dünyanın en ileri demokrasisi ve sosyal refah toplumu da olsa, nasıl ki halâ mükemmel bir demokrasi değil, nasıl ki halâ ekonomide ve dış politikada hatalar yapıyor, Türkiye dosyasında da hatalar yaptı. Diğer taraftan asıl belirleyici sorunlar Türkiye kaynaklı oldu. Askeri darbeler ve dar görüşlü siyasetçiler baş sorumlulardır. Tabii insan hakları, özgürlükler ve hukuk devleti sorunlarının yalnızca AB süreci değil, dünya rekabet ortamında ekonomiden, teknolojiye ve sosyal kalkınmaya her alanda bir pranga olarak Türkiye’yi aşağılara çekmesidir esas sorun. Asıl mesele ise AB’nin geleceği. Uzun yıllardır Bahadır Kaleağası’nın dikkat çektiği “değişken geometrili, iki çemberli AB” ve bunun genişlemeyi de kolaylaştırıcı etkisi artık geniş kabul gören bir vizyon. Kaleağası’nın tezlerini bugün Kemal Derviş, Günther Verheugen, Carl Bildt gibi Avrupa’yı ve Türkiye’yi yakından bilen birçok kişinin de söylemlerinde görüyoruz. AB, yakında bugünkü tüm üyeler ve Türkiye, Norveç İsviçre, Sırbistan, Bosna gibi ülkeleri de kapsayan geniş bir AB çemberi ve ortasında sıkı bir federasyon olacak Euro bölgesinden oluşacak. Bu geniş çembere Türkiye’nin dahil olması, bazı AB ülkelerindeki dramatik tartışmalardan az etkilenerek gerçekleşecek. Önemli olan bu sürece Türkiye’nin iyi hazırlanmasıdır. Demokrasiden yeni teknolojilere, sosyal haklardan çevre standartlarına kendisini güçlendirecek reformları yapmasıdır.

En büyük hayalinizin ‘Türkiye´yi Avrupa Birliğine üye yapmak’ olduğunu söylüyorsunuz. Bu hayalinizin gerçekleşmesi yönünde Brüksel’de neler yapıyorsunuz? 

Hem Avrupa Sosyalistler ve Demokratlar Partisi (PES) yönetim kurulu üyesi ve CHP Avrupa Birliği Temsilcisi olarak hem de aktivist ve sanatçı olarak Avrupa düzeyinde yürüttüğüm bir çok çalışma var.

Siyasi boyutunu özetlemem gerekirse, CHP için Avrupa Birliği üyelik hedefi dış politikamızın stratejik bir boyutudur. CHP Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik vizyonunu kuran ve reform sürecini daima desteklemiş bir parti olarak bu alanda çalışmalarını yoğunlaştırarak ve derinleştirerek sürdürüyor. Brüksel’de faaliyet gösteren Avrupa Birliği temsilciliğimizin kurulması ve faaliyetleri de bu vizyonun bir göstergesidir. CHP gerek parti programı gerekse uyguladığı güncel politikaları ve desteklediği gündem ile Avrupa standartları ve küresel rekabetçi ekonominin gerekleri ile uyumlu, adil bir ekonomik düzenin kurulmasını temel hedefler olarak tanımlıyor.

CHP’nin Avrupa standartlarında bir demokrasiyi yurttaşlarımıza sunma sözünün yanı sıra Türkiye ekonomisine dair hedefleri AB’nin 2020 hedefleri olan “kapsayıcı, yaratıcı ve sürdürülebilir büyüme” ile örtüşmekte.

Avrupa düzeyinde çatı parti konumunda olan PES’in yönetim kurulu üyesi olarak da hem Avrupa’nın mevcut gündemindeki tartışmalara dahil oluyor hem de Türkiye’nin gündemi hakkında diğer Avrupalı ilerici partileri bilgilendiriyorum. PES, ilerici bir iktidar ile Türkiye’nin AB’ye üye olacağına inanıyor. Bunu basın açıklamalarıyla da ilan etti çeşitli seferler.

Zaten AB 2020 gündemi ile ilgili olarak getirdiği öncelikler: Gençlerin istihdamı, eğitim, mesleki eğitim ve küçük ve orta ölçekli işletmelerin daha fazla desteklenmesi konuları, CHP’nin de öncelikli konuları arasında.

Diğer taraftan bugün batı dünyası yepyeni bir oluşum içinde, müzakereleri süren ‘Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı’ bu bakımdan çok önemli. ABD ile AB arasında oluşmakta olan Transatlantik alanı sadece bir ticaret ortaklığından ibaret görmek de olanaksız. Söz konusu olan yeni bir batının inşaası.

Batının bir parçası olarak Türkiye’nin buradaki gelişmeyi doğru tahlil etmesi çok önemli. Batının kendini yeniden yapılandırdığı yepyeni bir döneme giriyoruz. Brüksel’de CHP olarak Türkiye’nin bu müzakerelerin bir parçası olması için bir çok girişimde bulunduk. Bunun anlamı herhangi bir ikili ticaret anlaşmasının ötesinde önem taşıyordu. Maalesef hükümet bu konuda büyük resmi kaçırdı ve geç kaldı. Böylece Gümrük Birliği’nden kaynaklanan üçüncü ülkelerle AB’nin yaptığı serbest ticaret anlaşmalarına dahil edilmememiz durumunu da kabullenmiş olduk. Hem de önümüzde bunu kırma imkanı oluşmuşken. Dış politikada yalnızca elde edebileceğinizi istemek değil istediğinizi elde edebilmekte asıl hüner. Yürüttüğüm uluslararası ilişkiler ve eğitim alanlarında sosyal girişimler Türk Kahvesi Brifinleri ve Sınıf 1B projesi hakkında okurlarınız internet sayfam kadersevinc.com ‘dan ayrıntılı bilgi edinebilirler ve projelerin sayfalarını inceleyebilirler.

Sosyal demokratlar Türkiye’de kendilerini yeterince neden anlatamıyorlar? Sizce bir değişime ihtiyaçları yok mu? Ya da nasıl bir değişime ihtiyaç duyuyorlar? Sosyal demoktarların mesajları halka neden ulaşmıyor? Bu sadece Türkiye’de değil tüm dünyada önemli bir tartışma konusu ve sadece sosyal demokratlar değil tüm partileri ilgilendiren büyük bir dönüşüm arifesindeyiz. 21. yüzyılın eş zamanlı küreselleşme ve yerelleşme eğilimleri ve de teknolojik bilgi çağı, siyasi partiler ve vatandaş ilişkilerinde köklü reformları gerekli kılıyor. Bu konuda Avrupa’da sürmekte olan kapsamlı çalışmaların içinde yer alıyoruz. Ek olarak Türk Kahvesi Brifingleri girişimim çerçevesinde de bu konu önplanladır. ( www.turkishcoffeebriefings.net )

0 views

©1919 by J.Altman.