• Kader Sevinc

İzmir Life Dergisi: Kader Sevinç ile Kırık Ülke ve şiir üzerine sohbet


– ‘Kırık Ülke’ şiirlerinizde oluşan bir ülke. Bu ülkeyi şiirler ile dile getirmenizin nedenlerini sorsak?

Sanatın her dalında olduğu gibi şiir yazanlar da kendilerini ifade etmenin daha iyi bir yolunu bulamadıklarından yazıyorlar. Şiir aynı zamanda boyun eğmez bir ülkedir. İçinde kırılmalarımızı, umutlarımızı ve heyecanlarımızı yaşatan narin bir ülke.

– Kitabınızda yüzü en fazla neşeye dönük olan şiirlerin bile aslında derin bir duygusallığı barındırdığını söylemek yanlış olmaz umarım?

Her zaman neşe ve yaşam sevinci olmuyor sizi yazmaya iten sebepler. Duygu şiirde çoğu zaman yola çıkış noktası olarak önemli bir yer tutuyor. Dil de, müzik de en az onun kadar önemli. Bu üçünün kesiştiği bir kavşakta şiir oluşuyor diyebiliriz.

– Başarılı bir eğitim hayatınız var. Farklı şehirler ve ülkelerden geçmiş yolunuz. Nasıl bir süreçti çocukluk ve eğitim hayatınız?

Kolay olmayan hatta zorlu ama mutlu. Memur ve işçi çocuğuyum. Ailem 12 Eylül darbesi sonrası dönemde hapse girmek, sürgünlere gönderilmek dahil olmak üzere bir çok bedel ödedi. Ben de bu ortamda büyüdüm. Umudundan ve çalışkanlığından başka kaybedecek hiç bir şeyi olmayan bir ailede. Annem ve babamın sürgünler nedeniyle iki ayrı yere gönderildiklerinde okulumdan bir yılı tamamlayamadan ayrıldığım dönemler oldu. Anadolu’da farklı yerlerde baskılara ve haksızlıklara karşı mücadele etmeyi ama aynı zamanda ülkemi ve insanları sevmeyi öğrendim.


– Belli ki bu kadar yoğun bir eğitim hayatında okumaktan, sanattan hiç kopmamışsınız. Şiir ile olan ilişkiniz nasıldır peki?

Şiir ve genel olarak edebiyat ve sanat eğitim hayatımı da düşünme biçimimi de etkileyen besleyen etkenler oldular. İlkokuldayken babamın doğumgünümde armağan ettiği Rıfat Ilgaz’ın şiir kitabı ile başlayan, lisede öğrenciyken Foça’da Türk şiirinin önemli bir şairinin öğrencisi olup kütüphanesinde çalışma imkanını elde etmem ve daha önce NAR şiir fanzini, bugün ise Şiirden Dergisi’nin yazı kurullarında yer almam ile süren bir ilişki. Her gün de şiir okulunda usta şairleri okuyarak öğreniyorum. Dünyadan yeni şairler keşfetmek, seyahat ettiğim ülkelerin şairlerini öğrenip okumaya çalışmak en sevdiğim şeylerden biri.

– 2009 yılındaki ‘Dizelerle Avrupa Anayasası’ çalışması çok etkileyici ve siz de varsınız. Nasıl bir deneyimdi?

Çok teşekkür ederim. Bu kitap projesi Avrupa’nın en önemli kırılmalardan biri olan Avrupa Anayasası sürecinde referandum engeline takılmasıyla ortaya çıktı. Zaten bu derin kırılmayı mali ve ekonomik kriz izledi.

Avrupalı entellektüeller, şairler Avrupalı liderlerin güçlü bir Avrupa fikrini topluma anlatamamasından öteden beri şikayetçiler. Hem Avrupa Anayasası fikrine bir destek hem de Avrupa toplumuna siyasetine bir mesaj olarak bu kitap ortaya çıktı. 50 Avrupalı şairin dizeleriyle yazıldı Avrupa Anayasası. Türkiye’den de ben katkı sağladım dizelerimle. Önce ilk taslak oluştu, ardından benim dizelerim eklendi ve üzerine beraber çalışıldı.

Kitap önce Brüksel’de ve daha sonra bir çok Avrupa ülkesinde yapılan etkinliklerle tanıtıldı.

– Yurtdışında yaşayan ve başarılı politik çalışmalara imza atan birisi olarak bizim ‘şiirimiz’ ve ‘ülkemiz’ nasıl görünüyor oradan?

Ülkemiz maalesef mevcut yönetim ile çok iyi görünmüyor. Türkiye’yi çok seven ve Türkiye dostu diyebileceğimiz kişiler dahi endişelerini her geçen gün daha fazla ifade etmeye başladılar. Halbuki dünyada aklı başında herkes görüyor ki, Türkiye yılların birikimi olan demokrasisi, ekonomik dinamizmi ve gençliği ile çok güçlü bir ülke olabilir. Ne yazık ki bugün tam tersi eğilimler hakim ülkemize fakat bu sorunları aşacağız.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen benim de onların da Türkiye’nin geleceğine güvenle bakmamızı sağlayan etken toplumumuzdaki dinamizim ve daha iyiyi arama arzusudur. Özellikle Türkiye’nin geçtiği hassas süreçten genç kuşağın önemli sorumluluklar üstlenerek çıkması hepimizin hak ettiği çağdaş ve refah içinde bir Türkiye geleceği için çok önemli olacak.

– Biraz da sizden söz etsek. Brüksel’de yaşıyorsunuz. Bizlere ordaki çalışmalarınızdan söz edebilir misiniz?

CHP Türkiye’nin en köklü partisi, büyük bir kurtuluş mücadelesinin sonucunda kuruldu. 20. yüzyılın demokrasi tarihi içinde sosyal demokrat bir çizgide evrim içinde gelişti. Bugün Türkiye’deki tüm siyasi hareketler de onun içinden çıktılar. Türkiye’nin batılı, Avrupalı bir ülke olma tercihinde de CHP’nin imzası var. Bu tarihi bilinçle 2008 yılında, yani AB ile müzakerelerimizin önemli krizlerinin yaşandığı dönemde AB temsilciliği kurulma kararı alındı. CHP Parti Meclisi de beni CHP Avrupa Birliği Temsilcisi olarak görevlendirdi.

Brüksel’de bir taraftan Türkiye’nin Avrupalı platformlarda en etkili, en iyi şekilde temsili için çalışırken diğer taraftan CHP’nin uluslararası alandaki etkisini yükselten çalışmalar yapıyoruz.

CHP’nin de üyesi olduğu Avrupalı sosyal demokrat partilerin çatı partisi PES’te yönetim kurulu üyesi olarak görev yapıyorum. Bu yönetim kurulu, tüm sosyal demokrat ve ilerici Avrupalı partilerin temsilcilerinden kurulu. Uluslararası ortamlarda Türkiye’yi temsil etmeyi seviyorum. İster Brüksel olsun, ister Londra, Washington, Tunus veya Pekin, içinde bulunduğum her iş ortamında Türkiye’nin varlığı ve umutlarını içimde hissediyor, bu sorumluluk ve heyecanla çalışıyorum.


– “Deniz dipsiz bir sükut biriktirir” diyorsunuz peki siz neleri biriktiriyorsunuz?

İnsanları biriktiriyorum, dostluğa, vefaya ve emeğe çok değer veririm. Küçük Prens’te Tilki ile Küçük Prens arasındaki konuşmalardan birinde Tilki şöyle der :

“Gülünü bunca önemli kılan uğrunda harcadığın zamandır. Evcilleştirdiğin şeyden her zaman sen sorumlusun. Gülünden sen sorumlusun.”

Bu sözler benim insan ilişkilerini nasıl gördüğümü de yansıtıyor. Sanki bazen günlük yaşamın zorlukları dostluğu, vefayı, insana emeği ve bunun bize yüklediği sorumluluğu unutturuyor.

Deneyimleri biriktiriyorum çünkü yaşamakla yaşamamış olmak büyük fark yaratabiliyor. Deneyim edinmek ve başkalarının deneyimlerini kendinize aktarabilmek, biriktirmek yaşamda insanı olgunlaştırıyor.

– Bundan sonraki sanatsal çalışmalarınız hakkında neler söyleyeceksiniz?

Şuan Brüksel’de bir uluslararası tiyatro projesinin içindeyim. Oyun Mayıs ayında sahnelenecek. Provalar haftasonu ve akşamları sürüyor. Benim için de bir ilk deneyim olacak.

Şiir kadar yoğun olmasa da fırsat oldukça resim yapmayı sürdürüyorum. Ressam Avni Arbaş’ın Foça’daki atölyesinde henüz lisede öğrenciyken bir kaç yıl geçirmiş olmam büyük bir şans oldu. Farkında olmadan onun resim sanatına olan tutkusundan etkilendiğimi şimdi daha iyi anlıyorum. Çoğunlukla yağlı boya çalışıyorum ve farklı malzemeleri, dokuları karıştırarak kullanmayı seviyorum.

– Son olarak İzmir’i sorsak bir de…Sizin İzmir’inizi anlatsanız bize..

İzmir şiirlerimin ilk yayımlandığı, ilk kez şiirlerimle bir kitap fuarına (İzmir Kitap Fuarı) davet edildiğim, lisedeyken ilk protesto gösterimi düzenlediğim şehir.

Özellikle Foça’nın çok ayrı ve özel bir yeri vardır. Mitolojik hikayeleri, tarihi, yemek ve yaşam kültürü ile bende önemli izler bıraktı Foça.

Brüksel’de de sıkça Ege’yi özlüyorum. Defterimi alıp deniz kıyısında yazarken, denize uzun uzun bakmak ve iyot kokusunu içime çekme özlemimin yükseldiği günlerde büromun olduğu AB semtindeki Ellinikon lokantasına giderim. Ege usulü hazırlanmış otlar, fava, kalamar ve ahtapot ızgara beni en mutlu eden yemekler. Foça yıllarımdan esintiler tadıyorum orada. Fakat her Türkiye’ye gelişimde hemen hangi tada özlemle uzanıyorum biliyormusunuz? Çay ve simit.

Kader Sevinç ile İzmir Life’ın sosyal girişimcilik ve siyaset üzerine yaptığı mülakat:

Korku dolu siyasetçilerle Avrupa hayali yaşatılamaz

Mine Kırıkkanat’ın Cumhuriyet Gazetesi’ndeki Kader Sevinç’in aile öyküsü ile ilgili yazısı:

Aldırma Gönül, Er Geç Çiçeklenir Umut

Öznur Özkaya’nın Kırık Ülke üzerine yazdığı yazısı:

Politikaya Taşınan Zarafet

0 views

©1919 by J.Altman.