• Kader Sevinc

Avrupa solu kendini yeniliyor:Varşova’dan notlar


Yunanistan Başbakanı ve Sosyalist Enternasyonal Başkanı Yorgo Papandreu ve CHP AB Temsilcisi, PES YK Üyesi Kader Sevinç



Avrupa solu Varşova’da geleceğini tartıştı. Kar altındaki Varşova’da Avrupa’nın tüm ülkelerinden gelen sosyal demokrat  partilerin üyeleri ile üç gün boyu süren toplantılar yaptık.

Avrupa’da sol ülkelerdeki seçimlerden ve Avrupa Parlamentosu’nun 2009 yılındaki seçiminden büyük darbe alarak çıktı. Şimdi bunun nedenlerini masaya yatırıyor ve “Re:new” başlığı ile düzenlenen konseyde yenilenmenin yolları, yöntemlerini araştırıyor.

Bu benim katıldığım üçüncü PES Konseyi’ydi. Daha önce Madrid’te manifestonun da kabul edildiği o heyecanlı konseye ve sonraki yıl Avrupa Parlamentosu seçimleri ertesinde AB Komisyonu’nun oluşması arifesinde Prag’ta gerçekleşen konseye katılmıştım. Bu sorgulama geçen yıl Prag’ta yapılan konseyde başlamış ve bütün yıl Brüksel’de PES yönetim kurulu, liderler zirveleri, koodinasyon grupları ve komitelerde bu amaca yönelik pek çok çalışma yapmıştık. Bu tartışmaları ve gelişmeleri de partimize, CHP yönetimine raporlarımla ve yazılarımla kamuoyuna aktarmıştım.

Bu yıl en önde gelen tartışmalardan biri de solun AB Komisyonu Başkanı’nın seçimi sürecinde iyi bir aday çıkarıp kampanya yapamaması, seçimler sonrası değişen dengeler sonucu da yine pek çok önemli koltuğu muhafazakarlara kaptırmış olmaları olmuştu.

2014’te gerçekleşecek AB Komisyonu ve AB Konseyi Başkanlığı belirlenmesi için şimdiden çalışmalar başladı. Bir kaç ay evvel Avrupalı sosyal demokrat partilerin temsilcilerinin oluşturduğu bir kampanya oluşturma grubu olarak toplantıya davet edildik. Orada solun mesajlarını vatandaşlara nasıl daha iyi ve etkili bir şekilde ulaştırabileceğine dair bir beyin fırtınası gerçekleştirdik.

Bir kaç gün evvel Varşova’da da buna yönelik karar alındı. AB Başkanlığı ve önemli diğer pozisyonlar için çekici adaylar belirleyebilmek ve daha adil bir dünya mesajını ve solun politikalarını anlatacak bir kampanya için düğmeye basıldı. Bu konseyin en önemli sonuçlarından biriydi. Bir diğer önemli sonuç ise Avrupa Parlamentosu seçimleri sürecinde adayların belirlenmesine yönelik bir prosedür oluşturulması yönünde alınan karardı. Bu konuda ne kadar mesafe alınabileceğini ulusal partilerin bu ortak prosedürü nasıl uygulayacaklarını ve ne tür tartışmalar yaşanacağını 2011 yılında gözlemleyeceğiz.

2011 Avrupa solu için yeniden doğuşun miladı olabilir mi?

Eğer sol tekrar vatandaşların kalplerini kazanacak etkili bir strateji geliştirebilir, onlara ulaşabilirse tarihi bir milad olacak. Burada en büyük engelin heyecan ve tutku eksikliği olabileceğini, gençler ve kadınların siyasette daha önemli bir noktaya taşınıp taşınmamasının rol oynayacağını düşünüyorum.

Konsey’de konuşan PES’in gençlik örgütü Ecosy’nin başkanı Petroulla’nın da vurgulayarak söylediği gibi yaşanan ekonomik krizden çıkışta da Avrupa solunun tekrar güçlenmesinde de gençleri görmezden gelerek, önemsemeyerek çözüm üretebilmek mümkün değil.

Aynı mesaj PES Kadın hareketinin başındaki Zita Gurmai’den de cinsiyet eşitliği ile ilgili geldi. Kadın-erkek eşitliğine bu verilen bunca emekten sonra muhafazakar politikacıların hem yapılanları görmezden gelmeleri hem de oluşturulan stratejileri uygulamamaları Avrupa solunun pek çok üyesinde olduğu gibi Zita’da da öfke yaratmıştı. Konuşmasında hem solun projelerini ve yaptıklarını tekrar açıkladı hem de tüm partilere bu konunun Avrupa düzeyinde de takipçisi olmaları için çağrıda bulundu.

Konsey sırasında PES’in Sosyal Avrupa ağı ve Dış ilişkiler ağı toplantıları yapıldı. Özellikle doğu Avrupa ülkeleri üzerine yapılan sunum ve tartışmalar son derece ilginçti. Sosyal Avrupa ağı da Avrupa sosyal paktı ve yoksullukla mücadele üzerine önemli çalışmaları sürdürüyor. CHP olarak biz de bu çalışmaların içindeyiz ve ağın üyesiyiz.

Üç gün boyu hangi konu üzerine olursa olsun tüm toplantılara damgasını vuran kuşkusuz ekonomik krizden çıkış önlemleriydi. Böyle olunca Avrupa’da hükümeti elinde bulunduran üç ülke (İspanya, Portekiz ve Yunanistan)’den biri olan ve kriz nedeniyle zor bir dönemden geçen Yunanistan Başbakanı ve Sosyalist Enternasyonal Başkanı Yorgos Papandreu’nun konseye gelişi de ayrı bir önem taşıdı. Papandreu dikkatleri daha da üzerine toplayan güzel bir konuşma yaptı. Papandreu’nun Avrupa’yı krize sokan neo-liberal politikaları şiddetle eleştirdiği konuşmasındaki şu ifadeleri bence çok çarpıcıydı:

“Muhafazakarlar krizden çıkış için tasarruf önlemlerinden söz ediyorlar. Ancak krizin gerçek nedenlerine asla değinmiyorlar. Krizin nedeni finansal düzenlemelerin yetersiziliği ve  sadece dostların kişisel çıkarlarını düşünen, müşteri odaklı kapitalist anlayıştır. Bu anlayış Avrupa’da vergi tabanının büyük oranda aşınmasına neden olmuştur…PES Başkanı Sayın Poul Nyrup Rasmussen’i mali işlem vergisini siyasal gündemimize yerleştiren çabalarından ötürü kutluyorum.”

Papandreu’nun zor günlerinde onu yalnız bırakma eğilimi gösteren Alman hükümetine, Merkel’e de salonda alkışlarla karşılanan bir mesajı vardı: “Ben vatansever bir Yunanlıyım fakat bugün ülkelerimiz krizle mücadele ediyor. Hangi ülke olursa olsun zor dönemler geçiren, o İrlanda ise ben İrlandalıyım, o İspanya ise ben İspanyolum, o Almanya ise ben Almanım çünkü biz Avrupalıyız.”

Merkel bu konuşmadan muhakkak haberdar olmuştur. Bu güçlü sözler Avrupa projesinin temellerine vurgu yapıyor. Acaba kendi Avrupalılığı hakkında ne düşünmüştür ya da düşünmüş müdür merak ediyorum?

Konseyin sonunda PES Başkanı Poul Nyrup Rasmussen’in kapanış konuşması etkileyici ve bir Türk sosyal demokrat için şaşırtıcı olabilecek bir konuşmaydı.

Rasmussen konuşmasında tüm üye partilerden kurulları, organizasyonları, belgeleri, kurumları bir yana bırakmalarını istedi ve “Biz insanlara ulaşamadık. İnsanlara gidin dostlarım, halka gidin. Biz büyük sözler söyledik, büyüme dedik, gayrı sayfi milli hasıla, ayrışma..oysa halk bizi anlamadı. Büyüme dediğimizde vatandaş çok kilo aldığından bahsettiğimizi sandı. İşte şimdi basit kavramlarla, onların rahatça anlayacağı şekilde onlara gidip anlatmalıyız.”

Türk siyasetinde çokça duyduğumuz halkla buluşma/buluşamama, halkın dilini konuşma tartışması Avrupa solunun da bugünkü tartışma konusu. Bir diğer benzerlikse ekonomi yönetimi ile ilgili.

Geçen dönem Avrupa Parlamentosu Dış ilişkiler Komitesi Başkanı olan Çek Avrupa Parlamenteri Libor Rouçek:

“Halk bizim ekonomiyi yönetemeyeceğimizi düşünüyor ne yazık ki. İyi bir ekonomi politikası ile karşılarına çıkmalı ve onları ikna etmeliyiz. Bunu başarmadan hiç bir şey yapamayız”

0 views

©1919 by J.Altman.